Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

100. Yazımın Şerefine..CHEARS!



3 Kasım 2008'de ilk yazımı yazmıştım o günden bu güne 1.5 yıla yakın bir süre geçmiş ve bugün 100. yazımı yazdım. Bundan önce defalarca neden blog yazdığımı söylemiştim ama yazdıklarımı düşününce kendim için not alıyorum diyebilirim sanırım. Biraz bencilce oluyor ama doğrusu bu. Fakat bunu yaparken evde duran boş bir kağıda not almak yerine buraya alıyorum. Mesela programlama çalışıyorum bitince bir daha geri dönmek için öğrendiklerimi buraya yazıyorum, şiir yazmak istiyor canım buraya karalıyorum bla bla bla.. Bunun artısı benim için bir hatırlatma aracı olan bu blog buraya gelenler için öğrenme aracı oluyor. Bu bloğu açtığımdam bu güne 10.209 kez okunmuş. Okuyan herkese teşekkürler..Umarım yardımcı olabilmişimdir veya okuduklarını beğenmişlerdir.

Yakında safakunel.com olarak yayına devam edecek bloğumu okuyan herkese bir kez daha teşekkürler hoşçakalın..

Şsfak ÜNEL

Dijital Göçmenlerle Digital Yerlilerin Dünyası


Bundan 3 ay önce sokağa çıkıp 3G ne diye sorsak kaç kişi cevap verebilirdi? Hatta halihazırda kullandığı ceptelefonun 2G olduğunu kaç kişi biliyordu? Üç beş teknoloji meraklısından başka kimse değil tahmin edersiniz ki. Ama tüm bunlara rağmen telekomünikasyon şirketlerinin halen zangır zangır dönen reklamlarıyla uzun bir gecikmeyle hayatımıza gelse de inanılmaz bir hızla hayatımıza yerleşti. Artık sırf teknoloji meraklısı değil sokaktaki amcam telefon alırken 3G var mı diye soruyor, reklamlara göre de ninelerimiz artık yüzümüzü görerek konuşacak bizle.İlginç değil mi? Newsweek'te okuduğum bir yazı dijital yerliler ve göçmenlerden bahsediyordu. Analog çağda doğmuş büyümüş nesile dijital göçmenler ve digital çağı yaşayan bizlere ise digital yerliler adını vermişti yazı. Bu iki nesil arasında ki farkı anlatıyordu bir bölümünde yazının ve digital yerlilerin nasıl teknolojiye bağlı olduklarını onsuz yaşayamaz hale geldiklerinden bahsediyordu. Gerçekten yavaş yavaş o duruma geliyoruz sanki ve biz bu duruma gelirken teknolojide bizle iç içe gelmeye devam ediyor. Blackberry'lerimiz olmadan yeni girdiğimiz bir ortamda kendimizi kötü hissediyoruz o an konuşacak bir sürü kişi olmasına rağmen Blackbeery'imize gelen mailleri de kontrol etmek istiyoruz. Bu yüzden digital göçmenler bizi zavallı çaresizler olarak nitelendiriyorlar sizde biliyorsunuz ki. Çünkü onların arkadaşlık,flört,romantizm anlayışlarıyla bizimki çok farklı. Biz böyle mutluyuz onlarsa bizim böyle mutlu olacağımıza inanmıyorlar çünkü onlar böyle mutlu olmamışlar. Bu güzel gibi gelse de bazen öyle bir şey oluyor ki koyuyor da, IPhone'undan okuduğun maili yüzüne söylemesini umuyorsun. Sonra yazıyorsun Twitter'ına 'Nerde kaldı eski aşklar diye?' Eski aşkları bile Twitter'da aramaya başlıyorsun ama onları çoktan bitirdik biz ayni yerde. Bu küçük bir örnek olsa da dijital çağın yerlileri ile göçmenlerinin dünyası işte bu, çakışıveriyor zaman zaman.

Yazılımcı Olmamak için 16 Sebep

1.tuhaf çalışma saatlerin vardır..
hayat kadınları gibi...

2.müşterini memnun etmek için çalışırsın ..
hayat kadınları gibi...

3.müşterin çok iyi para öder, ama sen değil patronun köşeyi döner
hayat kadınlarında olduğu gibi...

4.saatlik ücretin vardır, ama çalışma saatin "iş" bitene kadar bitmez..
hayat kadınlarında olduğu gibi...

5.işinde çok iyi bile olsan asla gurur duyamazsın...
hayat kadınları gibi...

6.müşterinin fantazilerini gerçekleştürmek için para alacaksın...
hayat kadınları gibi...

7.senin için bir aile kurmak ve devam ettirmek çok zor..
hayat kadınlarında olduğu gibi...

8.sana yaptığın işin içeriği sorulduğunda açıklamakta zorlanacaksın...
hayat kadınları gibi...

9.arkadaşların seni terkedince kendin gibi tiplerle başbaşa kalırsın..
hayat kadınları gibi...

10.müşteri otel ve çalışma saatinin ücretini karşılar..
hayat kadınlarında olduğu gibi...

11.patronunun süper bir arabası vardır..
hayat kadınlarında olduğu gibi...

12.bir müşteriye "göreve" gittiğin zaman, yüzünde koca bir gülümsemeyle karşısına çıkarsın...
hayat kadınları gibi...

13.ama işini bitirdiğin zaman ruh halin kötüdür..
hayat kadınları gibi...

14.yeteneklerini kanıtlamak için korkunç testlerden geçmen gerekir...
hayat kadınları gibi...

15. müşteri hep daha az ödeme yapmak ister ama senin buna rağmen bir mucize başarman gerekir..
hayat kadınları gibi...

16.sabah uyandığında şöyle düşünürsün : "Bu işi ömür boyu yapamam" ..
hayat kadınları gibi...

Alıntıdır orjinali : http://www.nurgun.net/

Overshare


Ya bir insan bloğunun şifresini her sefer mi unutur. Evet yine unuttum aa ama yeter! Bugün bi asabiyim zaten. Sabah dakka bir, gol bir arabanın arka koltuğun ortası! Neyse efendim ne diyordum? Evet buldum bir şey demiyordum aslında diyecektim eğer şifremi unutmasaydım! Hatta konuya girmiş giriş bölümünü yapmış geliştiriyordum, bi dakka hatta geliştirmiş bile olabilirdim. Al işte karıştı iyice çıkamıyorum, çıkamayınca giremiyorum. Hani çıkabilsem girerdim konuya yada konuya girmiş olsam çıkmışta olurdum zaten. Söliceklerim de bişi değil he! Canım sıkıldı bişiler karalim dedim. Neyse daha fazla saçmalamadan Twitter'a üyemisiniz?

Ben yeni üye oldum. Ben yeni üye oldum ya kimse üye olmicak sanki! Kimse yok lan burda dedim saçma sapan üç beş tweets girdim (ne girdim söylemem sildim hepsini). Ulan ne güzel kendi kendime eğleniyordum bide baktım o da ne herkes orda! Sertap Erener, Arnold Schwarzeneger hatta Britney Spears bile! Tabi benim orda olmam onları pek ilgilendirmemiştir muhtemelen ama tabi bilmiyoruz da kesin konuşmayalım ama onların orda olması beni ilgilendirdi kardeşim! Onların ve milyonlarca insanında! Neden mi? BBG evinde yaşıyor gibi hissettim bir an. Manga'nın dediği gibi "Kişisel neyim kaldı ki bir iletim olsun. Tıklana tıklana her şeyim ortada". Artık tıklana tıklana herşeyimiz ortada..

He bi de Facebook var tabi. Güya eski arkadaşlarımızı bulmak için açmıştık o hesabı değil mi? Kaçımız ilkokul arkadaşımızı bulmak için kullanıyoruz şimdi sölermisiniz? Ya hadi ordan be yemeyin beni eski arkadaşlarıyla kopmamak içinmiş bak sen. "Whatever I Can Get" arkadaşım amacın herkes biliyor kimden saklıyorsun? Yani "It's Complicated" anlican. Hala ilkokul arkadaşlarından mı bahsediyosun sen?

O ne yapmış? Kim kimden ayrılmış? O kızın sevgilisi var mı? Duvarına ne yazmış? Sanırım bugün biraz üzgün! Aaa şuna ne tweet yazmış baksana! Şunun tweetleri çok komik oluyor! Evet hepimiz bunları düşünüyor, okuyor ve izliyoruz. Ayni zamanda da yazıyor, paylaşıyor ve seyrediyoruz. Yani karşılıklı bir dijital dikizleme söz konusu. Ama burada dikizlenende biziz dikizleyende. Ve çoğu zaman kendimize itiraf edemesekte hoşlanıyoruz bundan. Kusura bakmayın böyle bu, Facebook'ta sadece arkadaşlarının fotograflarına değil, onun arkadaşının arkadaşının fotograflarınada bakan ve o fotografların altındaki yorumları okuyan tek kişi ben değilim.

Sanırım bunun nedeni sosyal ağların bize ünlü olmanın kapılarını açmış olması. Çünkü bir ünlü gibi her an izleniyor ve tanımadığınız insanlar tarafından artık biliniyorsunuz. Fakat ünlü olmak bir blog hesabı açmak, Facebook'a veya Twitter'a kayıt olmak kadar kolay olunca değeride düşüyor. Bu yüzden o dünyada varolabilmek için bir şeyler yapma isteği duyuyor insan! Gelip duvarına müzik dinliyorum yazıyor, tatildeyim yazıyor, şunu yapıyorum, buraya gittim yazıyor. Neden çünkü bizim bunları okumayı sevdiğimizi biliyor. Arkadaşını özlediğini özelden mesaj atmak yerine herkesin okuduğu duvarına yazmak ne kadar saçmaysa onu okumak o kadar güzel bunu biliyoruz.

Neyse biraz düşünün bu konuda ben düşündüm, düşünüyorum sizde düşünün diye yazdım zaten hatta bir gün tartışalım isteyen olursa. Ama şunuda söyliim bu blog yazılarım yüzünden hayalimde ki işe kavuşamazsam bittiniz siz! Blogger, Facebook, Twitter bu hesaplarım hala kullanımda garip değil mi? Mutlumuyum? Sevgilim var mı? bunlar ve daha fazlası hepsi oralarda..Dım dım dım reklamlar.Dikizlemeye ve dikizlenmeye devam! İyi bakın kendinize..

Yaşamak İstemem

Benden bir ruhsuz yaratmayi nasıl başardınız?
Benden bir hissiz yaratmayi nasıl başardınız?
Benden bir uyumsuz yaratmayi nasıl başardınız?
Benden sizden biri yaratmayı başardınız!..

Yavuz Çetin'in "Yaşamak İstemem" şarkısından bir bölüm

Jorge Luis BORGES'den Güzel Bir Şiir

Jorge Luis BORGES, şiirEğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...

Jorge Luis BORGES ..

Duman - Senin Marşın

duman,duman I,Duman II,duman 1, duman 2, senin marşın,senin marsin,duman senin marşın söz,duman sözHani bazen taktığmız şarkılar vardır ya. Dilimizde hep o dolanır defalarca ard arda dinleriz. İşte bende öyle yaptığım delisi olduğum şarkıları paylaşmaya karar verdim. Zaten sen, sana diyorum mp3 playerı eline aldığında ne dinlesem? Sıkılıdım bu şarkılardan yeni bişiler lazım? demiyormusun al sana artık benden öneriler. Gecen Teoman - Fahişe vermiştim. İşte şimdi de Duman'dan Senin Marşın gelsin benden size.

Fizzy linkini bulamadım onuda siz halledin bi zahmet ama sözler aşağıda..


Sözler:

Duman
Senin Marşın

sözlerimiz vardır
söylemek zaman alsın
vaktimiz dardır
isteyen yaya kalsın

ellerimiz bağlı
istediği kadar olsun
hislerimiz farklı
öfkeden uzak olsun

doğrusu yok düşün taşın
eğrisi yok fikrin başın
toprak olup giden naaşın
ardından ağlaşın

doğrusu yok düşün taşın
eğrisi yok fikrin başın
en güzeli insan olmaktır
artık kaynaşın

istediğin yere var
desturu sana kalsın
aşka gönül verdin
kolların kanat olsun

doğrusu yok düşün taşın
eğrisi yok fikrin başın
toprak olup giden naşın
ardından ağlaşın

doğrusu yok düşün taşın
eğrisi yok fikrin başın
en güzeli insan olmaktır
artık kaynaşın

işte kalem işte kurşun
böyle biter senin marşın
bestelenirken ben ordaydım
artık siz paylaşın

Teoman Fahişe

Teoman'ın yeni albümünden 3 şarkı dinleyebildim. 3 şarkı dinleyebildim çünkü bu şarkıya gelince takıldım kaldım size de tavsiye ediyorum hatta alın bakın dinleyin diye fizy linkinide atıyorum.

Teoman Fahişe Dinle : Dinlemek için tıklayın






Teoman Fahişe Sözler:

bir fahişe sabaha karşı
çok seksiymişim, öyle diyor
gülüyoruz yalanına
karşılıklı, anlayışlı

dalgakıranlardaki banklarda
çıkardı ayakkabılarını
bak, dedi, köprü ışıkları
siliyorlar yıldızları

kazıyınca yıldızlarını
altlarındaki demir paslı
ateşe vermeli onları ama
her yerde yangın çıkışları

sordum, niye sattın diye yoksulluğunu?
dedi, elimdeki sadece oydu

niye sattın vücudunu?
daha mı kötü, dedi, satmaktan ruhu?

herkes, dedi, merak içinde
ölümden sonra hayat var mı diye
boşuna düşünürler
sanki hayat varmış gibi ölümden önce

sevdim seni bir şekilde
hüzün var diye belki gözlerinde
eğer sever gibi sarılırsan da
bu vücut bedava sana

aslında derdim; çok gençsin daha
20′yim, dedi, ama ruhum tam 1000 yaşında
kayalar kesti ayaklarımı
yine de bir şeyler hissetmek güzel hala
bu dalgakıranda

tek başıma bu vücutla fırlatıldım dünyaya
aşk da basitmiş, pişmanlık da, hayat hoyrat bu zamanda
şahin kuşa, kuzgun leşe, ben değil bu dünya fahişe

korkum; çığlık atan adam gibi
tablodaki, şakağımda ellerim
hep kaçarken, tek kişilik bir dünyayı
ben artık nasıl severim?

anladım, dedim, senin kalbin birinde
geceyle gündüz, o hep senle
sarıldı, ağladı saatlerce
o yine işe gitmeden önce

aslında derdim; çok gençsin daha
20′yim, dedi, ama ruhum tam 1000 yaşında
kayalar kesti ayaklarımı
yine de bir şeyler hissetmek güzel hala
bu dalgakıranda

tek başıma bu vücutla fırlatıldım dünyaya
aşk da basitmiş, pişmanlık da, hayat hoyrat bu zamanda
şahin kuşa, kuzgun leşe, ben değil bu dünya fahişe

Birde Google'a bakayımda ondan sonra!

http://rekelam.blogspot.com/ blogunda gördüğüm bu slide'ı sizle paylaşmak istedim.

Eskiden reklamı görüp direk o ürünü alırken, şimdi reklamı görüyoruz ardından Google'da araştırma yapmadan ürünü almaya karar vermiyoruz. İşte bu değişen satın alma - reklam ilişkileri üzerine güzel bir slide. İzlemenizi tavsiye ederim..

Hoşgeldin 2009..


Grogeryan takviminimizin ilk günü kutlu olsun! Tamam ya o bidiğimiz Miladi takvim demek oluyor ne be demeyin. Demiyosanız bi ben yeni öğrendiysem sakın yorum falanda yazmayım demeyin yeni yıl, yeni yıl bilmişlik taslamayın.

İşin özü lafı çok uzatmıcam, şimdi çıkıcam evden çıkmadan önce tüm herkesin yeni yılını kutlamak istedim. 2009 inşallah hepimize hayal edemediğimiz kadar güzel şeyler getirir. Aşk, para, başarı ne istiyorsak hepsiciği bizim olsun. Hoşçakalın!


Bunuda sizin için hazırladım..



http://www.dancingsantacard.com/?santa=6966024

Kurban Bayramı


Bu bayramıda bitirdik be. Yoktum buralarda yazamıyodum uzun zamandır. Geldiğim gibi hemencik karalayayım birşeyler dedim özlemişim ama he. Ama bayramınızı kutlamaya yetişemedim o yüzden hepinizin geçmiş kurban bayramı kutlu olsun diyeyim, el öpenleriniz de çok olsun emi.

Vallah ne yaptım derseniz bu dokuz günün altı gününde en kısa şekilde (zaten uzatamam bişi yapmadim) dedemi,annanemi,babannemi,halami,dayımi.amcamı,teyzemi ziyaret ettim her bayram olduğu gibi. Hani derler ya nerde o eski bayramlar, bizde hep o eski bayramlar. Telefonunuz varsa bende buna benzer bi mesajda atmışımdır zaten. Yani böyle güzel bi şekilde geçti ama yapmam gereken o kadar çok şey vardı ki şu an hiç birini yapmış değilim. Pazartesi vize haftası başlıyor kim sorarsa yedi sınavım var çalıştım mı? Hayır. Pazar günü Erasmus sınavına gircem bakabildim mi? Hayır. Salı günü GMC için ilk kararları girecez üzerine düşünebildim mi? Hayır. Birde üzerine Aiesec'in Atemko konferansı var perşembe-pazar arası ona gidebilcem mi? Sınavlarım var hayır. Yani böyle iğrenç bir durum benimkisi hepsi üst üste geldi.

Velhasili kelam oysa böyle hayal etmemiştim ben bunu. Hehe neyse bırakayım geyiğide az laf, çok iş lazım bana ben gidiyorum.He unutuyodum bu arada A.R.O.G'a da gittim kuzenlerle onu şimdi yazmıyacağım sonraya saklıyorum. Hadi gittim ben ama giderkende boş gitmiyorum bakın aşağıya..

PP Burak Karikatürler sana tanıdık gelebilir senin bakmana gerek yok :)

















Google Adwords

adwords,adwords google

Biraz geyiği bırakıp herkesin işine yarayacak bilgiler vermenin zamanı geldi sanırım. Bu gün bütün gün Bruce C. Brown’ın ‘Google Advertising’ adlı kitabını okudum. Kitap isminden de anlaşılacağı gibi google reklamcılığı üzerine. Google reklamcılığını açmak gerekirse google’ın Adwords ve Adsense olmak üzere iki programı var.İlk yazım Adwords üzerine olacak. Peki ben bunları nerden mi biliyorum şu an Google Adword Qualified Company olan Digitouch Dijital Medya ajansında part-time çalışıyorum benim işim bu.

Google reklamlarını diğer reklamlardan ayıran en büyük özellik keywords tabanlı olması. Yani reklamınız sizin belirlediğiniz keywordsler potansiyel müşterileriniz tarafından arama motoruna yazılıp arama yapılınca sizin reklamlarınız o potansiyel müşterilere gösteriliyor. Bir de tabi placement tarafı var o da sizin reklamlarınızla ilişkili sitelerde gösteriliyor. Sanırım işin en güzel yanı bu çünkü reklamlarınız gereksiz yani bir dönüşüm sağlanmayağınız hiçbir yerde gösterilmiyor. İşin bir diğer bir tarafı da var ki o da müthiş bir şey: eğer “tıklama başı ödemeyse” kampanyanız sadece tıklama başı para ödüyorsunuz. Yani sadece dönüşüm alabileceğiniz bir durum söz konusuysa, reklamınız tıklandıysa yani reklam amacına ulaştıysa para ödüyorsunuz. Gerçekten güzel değil mi? Bir de “bin gösterim başı maliyet” var onda bu durum söz konusu değil.

Bir web siteniz varsa hitinizi arttırmak istiyorsanız Google Adwords bence kullanabileceğiniz bir reklam mecra. Ayrıca en büyük özelliği ölçülebilir olması. Bu durumu şöyle açıklayabilirim örneğin bir e-ticaret siteniz var ve google’a verdiğiniz reklamlardan gelen ziyaretçilerin kaçının alışveriş yapıp yapmadığınız kontrol etmek istiyorsunuz. Bu durum Google Adwords’le çok kolay tek yapmanız gereken ‘Conversion Tracking’ kodunu Adwords hesabınızda oluşturup sitenize eklemeniz bu şekilde reklamlardan aldığınız geri dönüşümü izleyebilirsiniz. Ayni durum satışın yanı sıra üye kazanma gibi yeni kullanıcılar kazanma gibi durumlarda da söz konusu tek yapmanız gereken dediğim gibi ‘Conversion Tracking’ kodunu web sitenizin uygun yerine yerleştirmek.

Zaten bu ölçülebilirlik dijital medyayı offline medyadan ayıran en büyük özelliği örneğin gazeteye, radyoya veya televizyon gibi offline medya araçlarına reklam verdiniz bu reklamlardan aldığınız geri dönüşümü ölçmek her zaman mümkün olmayabilir ama yukarda anlattığım yolla Adwords’te bunu yapmak çok kolay. Ayrıca çok gelişmiş raporlama araçları var. Performansınızı ölçüp reklam kampanyanızı yönetmeniz için tamamen ücretsiz onlarca rapor seçeneği sunuyor kullanıcılarına.

Peki bu programa katılmanız için yapmanız gerekenler ne diye sorarsanız 7 ytl’lik sadece bir kez alınan aktivasyon ücretini ödeyip reklam kampanyalarınıza başlamak. Ama tabi ki her şey hesap açıp üç beş keywords girip reklam vermekle bitmiyor. Keywords seçiminiz, reklam metinleriniz gibi bir çok etken reklamınızın performansını etkiliyor. Mesela keyword seçimi için google’nin sunduğu ‘Keywords Tool’ var. Bu kampanyanız ile ilgili keywords’ler bulmanıza yardımcı oluyor. Bunun gibi onlarca google’ın sağladığı tool’lar var. Fakat bu konu gerçekten öyle bir yazı okuyup yapılacak bir şey değil. Gerçek bir geri dönüş sağlamak istiyorsanız profesyonel bir yardım almalısınız. İşte bu konu SEO ( Search Machine Optimization ) içine giriyor. SEO en basit anlamla günlük,haftalık, aylık hatta saatlik raporları yorumlayıp sitenizin görünürlüğünü ve tıklanmasını arttırıp tıklama başı maliyetini azaltmada yardımcı oluyor. Çünkü reklam kampanyanız ne kadar iyiyse, ne kadar çok tık alırsanız zamanla az para ödeyip üst sıralarda çıkmaya başlıyacaksınız işte bunu SEO sağlıyor.

Adwords kampanyası oluşturduğunuzda belli bir miktar harcama yapma zorunluluğu vermez aksine siz ne kadar harcama yapacağınızı belirleyebilirsiniz mesela günlük 3 ytl’lik reklamım yapılsın diyorsanız belirlediğiniz zaman aralıklarında Adwords bu miktar kadar tıklama yaptıracak şekilde reklamlarınızı gösterir.

Bu konuda şöyle bir görsel bir eğitim buldum bu arada bunu da sizle paylaşayım. http://www.kobiegitim.com/tr/egitim.asp?ID=83 60 ytl’lik ücretsiz Adwords kuponu diyor ama sanırım o kampanya bitmiş ben izledim eğitimi bulamadım öyle bir şey.

Verhasili kelam en basit en yüzeysel olarak adwords bu ama siz bir reklam kampanyası çıkarıyor ve gerçek bir geri dönüşüm hedefliyorsanız bu konuda bilgili kişilerden yardım alınarak reklam kampanyaları oluşturmak size en iyi dönüşü sağlayacaktır. Şimdi burası reklamlar kısmı gibi olsa da zaten konumuz reklam olsun düşünüp düşünüp bulamadıysanız kimden yardım istesek diye bana ulaşabilirsiniz. Umarım tüm bu bilgiler sizlere yardımcı olmuştur. Hoşçakalın!


Yağmur yağıyor, seller akıyor!

kampuste mola



Of be iki gün oldu hiç bişi yazamadım hayat işte zor nabarsın dün işte yazcaktım nümerikten ödev yaptım sonra bi baktım geç olmuş dedim yattiim bi mis gibi uyumuşum hiç sormayın kaç gündür böyle uyumuyordum vallah, sonra okula gittim bi saat dayanamadım derse çıktım dün anlatığım "Kampuste Mola" ya gittim hani 'Jim Carrey' nın o ünlü üç sapın bara gittiği bir film varya kafalarını sallıyorlar neydi ismi şimdi aklıma gelmiyor onla başladılar eski bi animasyonla bitirdiler baştaki reklamlar kısmı hariç güzeldi yani ama sonunda Londra'ya tatile gideceğim için reklamlarda bana sıkıcı gelmedi. Sonra da Genç Turkcell perşembe 'Osmanlı Cumhuriyeti'.

Bu arada konuya girmeden belirteyim resimdeki arap kızı falan değil tamam camdan bakıyo yağmurda yağıyo ama değil! Neyse şu an bunları boşverin şimdi iki gün önce yağan yağmurdan bahsedicem vallah tutmayın beni doluyum. Allasen nasıl olmiim bi anlatayımda görün ya tüm gün yağmadı yağmadı hadi tüm günüde boşverdim üç gündür yanımda şemsiye taşıyorum, çıkarıp artık yok yağmur mağmur yağcağı dediğim gün sular seller. Bazen 'ulan herşey bana karşı be' dediğiniz anlar olur ya. İşte o anlar nasıl anlar diye merak ediyorsanız beni izlemeye devam edin tam yerindesiniz. Tam da o gün arkadaşımın doğum gününe gidicem Taksim metrodan indim kendimi Burger King'e atana kadar sudan çıkmış sıcan oldum. Sonra aradım bizimkileri nerdeler diye tünele yakın bi yerdeyiz diyolar. Yuh! İşte o an içimden bir ses 'ulan herşey bana karşı be'. Baktım dineceği yok benimde o yağmurda taa tünele yürümem gibi bir ihtimal yok dedim Şafak dön geri. He bu arada unutmadan Çağla doğum günün kutlu olsun! oku anla neden gelemedim sonra gelmedin falan deme bana. Hı ne diyodum he dedim şafak dön geri. Dönde nereye dön bindim metroya Mecidiye köyde indim metrobüse gidiyorum o ne be insanlar metrobüse ulaşmak için kuğu gölü balesi yapıyorlar, kafalar görüyorum sadece uzaktan bakinca zıplayıp duruyorlar uzaktan bakincada anlaşılmıyor ne olduğu yağmurda hoplayıp zıplayan insanlar düşünsenize ne çıkarırsınız burdan merak ettim tabi ama en sonunda sıra banada geldi meğer merak edilecek bişi yokmuş yağmur metrobüs girişine ufak çaplı bildiğin bir gölet oluşturmuş. Bir kaç tane de taş içinde. İşte o an gelen ilk metrobüse ne pahasına olursa olsun binme andı içerek ful yaprakları üzerinde zıplayan kurbağalar gibi hoplaya zıplaya durağa ulaştım. O da ne ilk metrobüs geldi!Tabi ki binemedim. Dur ikincisi de geliyor. Ona da binemedim yuh andım vardı benim. He ama üçüncüyü kaçırmam(!) Son olarakta belkide günün tek güzel şeyi minibüste şans eseri Eren'le karşılaşıp mekanda bi çay içmemizle gün bitti, bende bittim.

Velhasili kelam durumun aslı şöyledir ki yağmurun altında ıslanmaktan nefret ederim öyle romantik falan da demeyin kız arkadaşımla da yağmurda yürümem, yürütmem de Yıldız Tilbe'nin 'Erkeğimin ayağını yıkarım ama yıkatırımda' lafına benzedi ama neyse takılmayalım bu konuya ama şunu da belirteyim şöyle güzel manzaralı bi yerden yağmuru izlemek fena olmaz hani! Bu ne vurdumduymazllık, bu ne bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasıncılık yani! Son olarak yazımı Bertuğ Cemil abimin günün anlam ve önemine uygun bi sözüyle kapatıyorum: Yağmur,yağmur,yağmur,yağmur geri verecek buharlaşan sevgimizi,yağmur siliverecek sessizce kibirimizi. Hoşçakalın!

Fenerbahçe-Porto maçını seyrederkene..

Dakika 83 FB:1 - Porto:2. Ee bu duruma üzülüyormuyum seviniyormuyum diye merak ediyorsanız: Nötrüm ya. Hani şimdi feneri tutacağıma aklımdan bir sayı tutarım veya onu tutacağıma çişimi tutarım gibi espriler yapardım ama Allah'tan o kadar kadar iğrenç değilim. Ya işte böyle kusura bakmasın fenerliler nabiim içten gelmiyo be. Devam etmek için hakemin son düdüğünü bekledim ve bitti. Geçmiş olsun ne diyeyim artık.

Lafı açılmışken söylim (lafı açılmadı ama). Bugün böle değişik şeyler oldu ya bak anlatayım hemen merak ettiniz biliyorum. Saat 4 gibi işten çıktım işte istiklalle gittim tam mp3 playerımı takmış açmış 'Come Clarity'imi dinliyor birde ellerim cebimde 'James Dean' misali melankoni ama ayni zamanda karizma bir şekilde yürüyorken (veya öyle olduğumu zannediyorken), "işte sonunda sabahtan beri içimde ki o sebepsiz sıkıntı artık yok" içimden tam bunu geçiriken birden pat mp3 playerın pili bitti. Ya şansa bak be bakkaldan alayım bir pil bitmesin bu mutluluk desem sadece usb'den şarj oluyor şıçtımın aleti (çok teknolojiktir kendisi bunuda burda belirteyimde bastım parayı aldım yani). Ondan sora dedim bundan hayır yok napsam napsam YKY'ya kitap bakmaya gittim karşımda da böyle entellektüel gözüken, düzgün görünümlü bir amcada benim yaptığımın aynını yapıyordu. Neyse çıktım ordan meydana doğru yürüyordum başka bi kitapçı gördüm orayada girdim tam kapıdan çıkıyordum ayni amca karşıdan bana gülümsüyor. Şaşırdım, merhaba dedim o da merhaba dedi meydana kadar konuştuk. Ve bu amca diyerek terbiyesizlik ettiğim insanın İstanbul Üniversitesinde hocalık yapan ayni zamanda müthiş bir insan olan Hukuk Profesörü olduğunu öğrendim. Ardından Aiesec'e kişisel gelişim sohbetleri için gittim ve çıkışta şans eseri Aiesec'in geleneksel doğum günü pastasi yeme partisine katıldım bunun geleneksel olan yeri ne diye sorarsanız ki ben olsam hiç sormazdim elimizle yedik pastayı nasıl ama tam benden beklenecek bi hareket seviyorum be bu Aiesec'i be. Ha bu arada birde Lineer Programlamadan da 80 almışım uuu.


Velhasili kelam kitapçıda kitapları incelerken İstanbul Üniversitesinde hocalık yapan ayni zamanda müthiş bir insan olan Hukuk Profesörüyle tanışmam, Aiesec'e gidip geleneksel doğum günü pastası elle yeme geleneğine katılıp pastayı pançalayıp yiyen onlarça kişiden biri olmam, he birde Lineer Programlama dersine sene başından beri sadece bir kere girmiş olduğum halde 80 almış olmam bunlar ilginç ve güzel şeyler sanırım ama nedense bugün hiçbirine sevinesim yoktu. Neyse yeniden kapıyorum diğer seferlerde olduğu gibi. Hade ben bu seferlikte gittim stüdyo ayarlıcaz msnden bekliyorlar. Hoşçakalın!

Lost 5. Sezon Afişi Başlığı Altında Geyik..

Lost,lost afis

Lost çılgınları 5. Sezon afişi hazır, dizi ise 21 Ocak'ta geliyor az sabır.
Yanlız "Lost Çılgınları" nasıl girdim ama yazıya. Ya bunlar benzetme mi oluyor ne oluyorsa çok gıcık oluyorum aslında hele de maç izlerken, adam teşbih sanatının tüm inceliklerini kullanır; hele meşin yuvarlak lafı yok mu öldürür beni. Meşin yuvarlak ne be top lan işte bildiğin top, top desene gocundu bişi mi vardır nedir anlamam. Bir de tabi ki 'meşin yuvarlak malesef ağlarımızda' of hele bu laf yok mu meşin yuvarlak demesine kızdığım yetmiyomuş gibi birde üzerine de bide gol yedik lan şimdi sinir iki kata çıktı. Çocukken de etkisinde kalmişim bi gün gittim bakkal amcaya, amca meşin yuvarlaklar kaç para diye sordum yanliz sorduğum meşin yuvarlaklar pardon toplar ee herneyse işte plastik toptu amca öle bi kahkaha attı ki tabi ya şimdi anlıyorum bu laftan neden bu kadar nefret ettiğimi.


Ha bu arada size Lost'un afişini tanıtıodum dimi unutmuşum. Gerçi neyini anlatayım hiç bi masraftan kaçmadım bakın size afişi yükledim bakın inceleyin işte . İşte bir tarafında adada kalanlar diğer tarafında adadan ayrılanlar falan var. İsmi de "Destiny Calls". Özür dileyerek bu noktada gerçekten yapmam gereken bir şey var müthiş ingilizcemle bunu Türkçe'ye çevirmeliyim çünkü biliyormusunuz tamam genelde seviyesi belli bir noktanın üstündeki insanlar işte üç dört dil bilen insanlar okuyor bloğumu ama işte bide Sunay,Serkan gibi ingilizcesi kıt insanlarda okuyor burada onları da düşünmem lazım düşünceli bir insanım netice, hadi yine iyisiniz bak. Türkçesi: "Kader Telefon Ediyor" :D


Velhasılı kelam ( artık bu kelimeden sonra parantez açmama gerek yok aslında ama alışkanlık işte ) işte böle afış falan güzel olmuş, mavi üzerine beyaz Lost yazı falan güzel haraketler bunlar. Her ne kadar herkes yok ya artık çok saçmalamaya başladılar ilk iki sezondaki tat yok artık desede ben yeni bölümlerini merakla bekliyorum. Yoksa bende bi Lost çılgınımıyım neyim. Neyse yeter bu kadar geyik bi gün futbolla ilgili bir başlık açarsam Lost'la ilgili düşüncelerimi de orda yazarım artık. Hadi gittim ben. Hoşçakalın!



Haftasonu..

Yeniden merhabarlar. Bu seferki yazım biraz farklı olacak çünkü gerçekten koca haftasonu buraya yazıcak kadar önemli bişi yapmadım. Şöyle söyliyeyim uyudum, uyandim, prison break izledim, yemek yedim, ingilizce çalıştım sonra yeniden uyudum sonra yeniden... yuh bayaa bişi yapmişim ya bende ne kadar monoton bi haftasonuydu diyordum görüyormusunuz bak hiçte öle değilmiş.

Aslına bakarsanız sizle paylaşabileceğim tek şey bugun bir arkadaşımın iletisinde görüp incelediğim Tema'nın "2/B Arazileri Satılmasın" imza kampanyası önceden başlatılan bir kampanyaymış şu anlık 1.239.255 kişi imzalamış ikinci yazımda bunu sizle paylaşacağım.
 
Velhasılı kelam ( geçen sefer ki de yanlışmış ama bu sefer eminim araştırmalarımı yaptı doğrusu bu ) bu günlük anlatıcaklarım bu kadar. O zaman bana yeniden müsade yarın sabah erken kalkıp adserver eğitimine yetişmem lazım. Hadi beni özlemeyin sakın. Hoşçakalın.


İkinci Yazı..

Öncelikle söyleyivereyim basliğa takilmayalım lütfen ilk yazı,ikinci yazı,doksan beşinci yazı falan diye gitmicekler ama bir dakka ya aslında öyle mi yapsam be bak şimdi düşündümde hiç fena fikir değilmiş aslında üç bin yedi yüz seksen beşinci yazı falan bakın kulağa hoş geliyor.

Neyse neyse konuyu dağıtmayın lütfen aa ama beni konudan uzaklaştırdınız vallah ayıp bu yaptığınız. Evet evet neyse başlıyorum öncelikle yeniden hoşgeldiniz diyeyim. Aslına bakarsanız hoşgelenler kimler hatta daha da önemlisi hoşgelen var mı onuda bilmiyorum ama banane ya yazıyorum işte bloğu olan konuşuyo kardeşim bu devirde.

Vay saatime bakıyorumda saat yine 00:40 aynen ilk yazımda ki gibi bak çok duygulandım haha :) Artık yazma saatim olsun en iyisi bu. Aslında bu yazımda ilk yazımda bahsettiğim karaoke maceralarımdan bahsetmeyi planliyordum ama bahsetmicem daha doğrusu bahsedemicem çünkü öyle birşey olmadı benim şarkı söyliyeceğimin haberini mi almışlar nolmuş anlamadım karaokeyi iptal etmişler :) En son gittiğimde Hasanla 'Californication' söylemeye kalkışıp sarkinin sadece 'dream of californication' kısmını söyleyince (yada söyleyebilince) hak veriyorum tabi kendilerine, ben olsam bende kendimin geleceğini duysam bende aynı şeyi yapardım.

Ama olsun yine de 'Ritim Roof'ta başlayıp 'Çınaraltında' biten en sonda Coca Cola minderine kıvrılmış bi şekilde uyandığım güzel bir geceydi. İhtiyaçımda vardi aslında böyle bişiye bazı şeyleri düşünmemek adına, kısa bir sürede olsa aklımdakileri düşünmemek güzelmiş be neyse ya bu konulara hiç girmim en iyisi. Hmm ne diyodum aa bak yine konudan uzaklaştırdınız beni gerçi uzaklaştığımız konu ne diye sorarsanız bende bilmiyorum yazıyorum işte :)

Ver hasıl kelam ( bu sefer doğru yazdım ) dünüm böyleydi yarınımı göreceğiz. Part-time işim, Erasmus sınavım, GMC yarışmam, Aiesec IT projem ve sınavlarımla çevrelenmiş bir yarın olacak gibi duruyor ama bunların yanına belki güzel birşeylerde serpilir diye umarak bu günlük müsadenizi istiyim artık ben ama yeniden beklerim bak! Hoşcakalın.

İlk Yazı..

Merhabalar, bu benim bloğumun ilk yazısı.. İlk yazıma başlamadan önce itiraf etmeliyim ki klavyenin başına geçmeden önce ne yazarım ne ederim hiç düşünmedim hatta pc başına geçmeden önce blog açma diye bir niyetim bile yoktu bu yaşıma kadar blogsuz yaşadım şimdide yaşardım dimi ama :) Ama ne bileyim şu an saat 00:40 ve bilmiyorum son iki haftadır canım çok sıkkın birşeyler yazma istegi var belki de içimde. Aslina bakarsanız hep birşeyler yazarım zaten ben, canım sıkılır o gün başımdan gecenleri yazar rahatlarım sonra okur vay oğlum şafak varya sen tam yazar olcak adamsın! derim iki gün sonra okuyunca hatta okuyamayınca çünkü sıkılırdım öyle kötü türkçe of anam of hemen silerim şimdi sizleri bu işkenceme davet ediyorum çok şanslısınız :) Lütfen o yüzden bi kere okuyun yazılarımı iki gün sonra gelip ne yazmıştı bu diye okuduğunuz şeyleri tekrar okumayın baştan uyarayım bende..hmm ne anlatıyordum he yazdığım şeylerden bahsediodum mesela mesela gitarımı elime alıncada şarkılar yazarım bu konuya şimdi hiç girmiyim sonra çok giricem nasilsa. Bu arada şarkı falan diyince sesim güzel falan da sanmayın bildiğin kötü ama her halükarda iyi olduğunu savunabilirim hatta yarın inşallah karaokeye gidicem orda bülbül sesimi dinliyecekleri için ne kadar şanslı insanlar olacak bir düşünün.. Bu şanslı insanların çektiklerini yarın sizle paylaşırım. Son olarakta bide çok pis yazarım :p

Ben kimim sorusuna gelince de Yildiz Teknik Matematik Mühendisliği 3. sınıf öğrencisiyim şu an Digitouch digital medya ile ilgili bir ajansta data minning üzerine part-time çalışmaktayım yarışmacı arkadaşlara başarılar diliyorum gibi oldu buda ya en iyisi zamanla tanışmamız galba.

El vasir kelam ( sanırım yanlış yazdım ) bundan sonra başımdan geçenleri, önemli gördüğüm şeyleri burdan sizlerle paylaşacağım. Neyse neyse artık veda edeyim ve ediyorum. Hoşçakalın.